ULU TURAN ALPERENİ
ALPER TUNGA’DAN ÖĞÜTLER
Baba Evinin sönmüş ocağını tüttürmeye, Atayurdu’nun kurumaya yüz tutmuş asırlık çınarlarını sulayıp yeşertmeye, kötülük rüzgarları estiğinde, size sığınak bulmaya geldim. Barış, huzur ve mutluluğa giden yoldaki engelleri; birlik beraberlik içinde, birbirimize karşılıklı anlayış, sabır, saygı göstererek, fedakarlık derecesinde çalışıp, mücadele vererek aşacağız. Türk çocuklarını, eli öpülesi analar; sevgiyle, Türk gençlerini, nuryüzlü neneler, aksakal bilge dedeler, Alp Erenler; anlayış, sabır ve tecrübeleriyle eğitip, Turan Yurdunun geleceği, Turan halkının umudu, çadırımızın direği olarak yetiştirecek; bizden devralacakları Gök bayrağı; Gün Batısında Tunaya, Demirkapıya, Gün Doğusunda Türk’ün ufku kadar geniş Denizlere, onlar taşıyacaklardır.
Bilenle bilmeyen, çalışanla tembel, yararlıyla zararlı bir olamaz ve eşit tutulması da yanlıştır. İyi kişilere, kötüye olduğu gibi davranmak, iyileri küstürür ve kötülerinde daha çok azgınlaşmasına neden olur. Toplumda birlik ve düzenin sağlanabilmesi için; adaletin korunması, kötülerin cezalandırılması ve Halkın da; bu yanlış davranışı yapan kötüleri, dışlaması gerekir. Bu şekilde prensipli, kararlı, tutarlı, ilkeli davranılmazsa, yeni yetişen gençler; bilinçsiz,sorumsuz,idealsiz olup,kötülüğe yönelir.
Devletin can, namus ve mal güvenliğini sağlaması, kendisinden beklenen kamu hizmetlerini; yerinde, zamanında ve gereğince bize verebilmesi için Halkında; Devletine sahip çıkması, canı,namusu,şerefi,ailesi,alınteri malı gibi, savunup,koruması; bey seçiminden, memurlarının aldığı karara, yürüttüğü iş, hizmet ve harcamaya kadar, devletin iktidar gücünü kullananları; 7 gün 24 saat süreyle, gözetip denetlemesi, gerekir. Çünkü devlet halkın parasını, kazancını; vergi adı altında, ona güvenli, huzurlu, mutlu bir yaşam sürdürme karşılığı alıp, kamu hizmetleri için harcamaktadır. Halk bilinçsiz ve ilgisiz olursa, bey ve memurlar, halka hizmet etmek karşılığı, ücret aldıklarını unutup, komşumuz Çin’de, Hint’te, İran’da olduğu gibi saraylar yaptırıp, hizmetçiler, korumalarla; bir eli yağda, bir eli balda, cennette yaşar gibi, bir hayat sürdürüp! Halkını da; Tanrının; kırıp alan,sultacı,zalim, baskıcı, yasakcı iktidar sahibi,bu mutlu azınlığa; hizmet etmek, saygı göstermek için yarattığına inanmaya başlar. Milli geliri de kendi kişisel çıkarları, rahatları için kullanırlar. Bu nedenle; yasak, yolsuzluk, cahillik, yoksullaşmanın, geri kalmanın nedenini, kendi yanlış tutum ve davranışlarımızda arayalım. Bu sorunun çözümü, bizde. Bizi aldatanı, bize hizmet vermek için aldığı, alınteri kazancımızı, kendisi için harcayıp, bir de bize kötü, sert davrananı, hor göreni affetmeyip, akledip düşünerek, konuşarak, öngörülü, ortak hareket edelim. Yanlışa, kötülüğe, zulme, haksızlığa,adaletsizliğe,israfa, yolsuzluğa karşı çıkalım. Kendimizi ahmak yerine koydurmayalım. Bizim düşünüp doğruyu görmemizi, birlikte davranmamızı engellemek için; başımızdaki kötü,hain idareciler;acı gerçeklerin,yaklaşan felaketlerin üzerini örterler. Bizi bölmek, birbirimize düşürüp, kendilerinin rahatını sağlamak için dikkatleri kendilerinden başka yere çekip, bizi;yalanla,hayalci vaatle oyalayıp, kandırırlar. Hepimiz çocukluğumuzdan beri bu ve benzeri sözleri duymaktayız; “Çinli,Moğol ve Sılav kadınlar gibi giyinmek günah; İranlı, Afganlı, Arap kadınlar gibi kara çarşaf örtünmek gerek. Rus, Çerkez kalpağı, Moğol börkü, İran fesi, Afgan şapkası giyen erkek kafir olur; Çin takkesi, Hint sarığı takmak gerek. Erkekler bıyığını, saçını, sakalını; Moğollar, Çinliler, Tibetliler gibi değil; Araplar gibi bırakmalı. Kurultaya kadınlar katılmasın. Gök Tanrı inancında olmayanlar, Türk asıllı olup olmadığına bakılmaksızın, ordudan atılsın. Böyleleri memuriyet görevine de alınmasın…” gibi.
Milli ve manevi değerleri, canlı ve güncel tutmamız gerekir. Toplumun, yenilik, değişim ve gelişmeye açık bir hedefi olmalı. Yöneticilerce, görevliler; aklı, bilgisi, yetenek ve becerisiyle, belirlenen ulusal hedefe, topluma hizmet etmeye yönlendirilmeli. Kamu görevlerine;işinin uzmanı,görevin ehli,liyakatli, konusunda en iyi olanlar getirilmelidir. İnsanlar ancak, kendinden daha akıllı, güçlü, başarılı olanlara saygı duyar, kabullenir. Bir söz var; insan,bir umduğuna,birde korktuğuna, boyun eğer. Görev ehline verilmezse, adalet terazisi şaşar, işler aksar, huzur kaçar, düzen bozulur.
Ben, görevimi doğru yapıyorsam, iktidarımı, egemenliğimi tanıyın. Töre gibi, buyruğuma da uyun ve bağlılığınızı devam ettirin. Bilgili, bilinçli, duyarlı, kararlı, tutarlı, sorumluluk sahibi, olumlu katkı, tepki veren olun. Ancak hiçbir zaman Türk töresini çiğnemeyin, çiğnetmeyin. İkiyüzlüler ile düşmanlarımıza kişiliklerini satan, korkak ve alçakların sizi aldatıp kullanmalarına, asla izin vermeyin. Yanlış ve aşağılayıcı davranışla onurunuzu, ayaklar altına düşürmeyin. Umutlarınızın yıkılmasına seyirci kalmayın. Her durumda yalnızca kendi çıkarını düşünen, acımasız, inançsız, aşırı hırslı, idealsiz kişilere, fırsat tanımayın. Hak olan Dini İnancı,Türklük,Devleti,Vatanı, ülkenin milli çıkarı için, mücadele veren, dürüst, cesur, inançlı, fedakar,öngörülü insanlara; başarıya ulaşmaları için destek olun. Bizi, üzerimize çöken yılgınlık,çekingenlik, bezginlik, eziklik, yorgunluk, kararsızlık, çaresizlik, amaçsızlık, umutsuzluk, başarısızlık ve beceriksizlikten, önemsenmeyip, bir köşeye itilmişlikten kurtaracak, hayat mücadelesini yeniden başlatıp, bir Alp, Bilge yapacak güç, davranış biçimi; iyinin, doğrunun, haklının, güzelin yanında yer almaktır. Tanrının varlığı ve birliğine inanıp, aklımızı ve gücümüzü;duyduğumuzu,olayları; akledip düşünerek,sorgulayıp,yargılayarak kullanalım. Bizi devletimizden soğutan, Gök bayrağı bez parçasına dönüştüren, ailemizi tokken aç, bilgili iken görgüsüz, kıskanç, geçimsiz, yarınlara gülen gözlerle bakarken, umutsuz eden; Türk’ün düşmanlarıyla sonuna kadar mücadele edelim. Onlara, kendi silahlarıyla karşılık verelim.
İnsanların gerçek yüzünü görmek için tatlı sözlerine, pembe vaatlerine değil, tutum ve davranışlarına, geçmişte yaptıklarına, tercihlerine bakın. Ulu Tanrı, mutlaka aklını, gücünü, zamanını, kutlu Türklük davasına, Turan Yurdunun insanlarının huzur ve mutluluğuna adamış; bir, belki üç, yedi hatta kırk değerli insan yaratmıştır. Altın takı güzel bir bayanın boynunda, yada yolun tozu, tarlanın çamuru içinde de olsa altındır. Bulunduğu yer değerini değiştirmez. Herkes onun kıymetini bilir. Önder kişileri; inancı, hayat anlayışı, yaşam tarzı, ulusa hizmet düşüncesi, biçimlendirip yönlendirir. Dürüstlüğü, cesur davranışı, amacı, başarılı çalışmaları onları, çevresindeki diğer insanlardan farklı kılar. Yurtsever insanların görevi; doğru insanları araştırıp bulup, bunlara, ulusa hizmet etme, imkanını vermek ve ulusal davada onlara destek olmaktır. Bal poleni olan çiçeklere bal arılarının, hayvan leşine ise leş kargaları ve leş sineklerinin üşüşmesi gibi, iyi bir liderin çevresine iyi insanlar, kötünün yanına da kötüler toplanır.
Yönetimin sağlıklı işlemesi; devlet işlerinin açıklık, şeffaflık içinde yürütülmesine, halktan hiçbir şeyin gizlenmemesine, kamusal sorumluluğun, ortak paylaşımına dayanır. Yöneticiler, duyarlı davranıp, halkın sesine kulak vermeli. Halkta toplumsal değerlere sahip çıkarak, verdiği verginin kullanımını gözetip denetleyerek, yönetime destek olmalıdır. Siyasi istikrar sağlanmadan, ekonomik istikrar, bireysel özgürlük ve hukukun üstünlüğü tanınmaksızın, ekonomik gelişme ve iyi bir gelecek umudu oluşmaz. Devleti güzel bir kadına benzetirler; bu kadının; aynı anda 2, hatta 3,4 kocası olması, o ailede kargaşa yaratıp, huzuru nasıl yok ederse, devlet yönetiminde de ortaklık, iki başlılık, ülkenin dirlik ve düzenini bozar. Güzellik, tek başına yeterli değildir, huzuru sağlayamaz.
Devleti, devlet kurumlarını yaşatan, yönetimi etkin, güçlü yapan; halkın, görev ve yurttaşlık bilincine sahiplik duygusudur. Halk bilinçsiz olursa, onun seçtiği yöneticilerde ufuksuz, ulusal değerlere saygısız davranır. Halkın sıkıntılarını giderici çözümler üretecek yerde, zamanını toyda, törenlerde öldürür. Böylesi sahipsiz devletler de uzun süre ayakta kalamaz, zayıflar, geriler ve çöker.
İnsanlara, istek, gayret, sabır, dayanıklılık, umut veren, değer kazandıran, onu şekillendirip farklı biri yapan; öğrendiği bilgi, çevresinden gözlemlediği, sosyal ilişkilerden edindiği tecrübe, seçip benimsediği inanç ve ulaşmak istediği hedef, amaçtır. Kişinin hayat anlayışını, düşünce tutum ve davranışlarını; seçtiği inanç, arkadaş çevresi, kültürel ortam ve yaşam şartları, karşılıklı olarak, birbirini etkileyip belirler. Doğru inanç, insanı olumlu biçimde etkileyip, yararlı davranışlara yönlendirir. Yanlış, sapkın inançlar ise insanın doğru düşünmesini engelleyip, şaşırtır. Halkın önüne, birliği ve ilerlemeyi önleyici, görünmez manevi engeller, tabular, yasaklar olarak çıkar. Bu karanlık düşünce ve yanlış inançlar, toplumun, özellikle de İlk ve Başöğretmen olan kadınların; doğru bilgilendirilip, çok iyi eğitilmesiyle etkisiz hale getirilebilir. İnanç, insanın hayata bakışını, duygu düşünce ve davranışlarını etkileyip, belirli kurallara göre hareket etmeye zorlar. Toplum, kişiden,günlük yaşamında; seçtiği inancına uygun, davranış bekler. Bir inanç, ona inanıp, savunan kişilerin, tutum ve davranışlarına göre, değerlendirilir. Yoksa o inancın anlatıldığı kitaba, ilahi söylemlere göre değil. Bu durumda bir insanın, toplumca seçilip benimsenebilmesi, tamamen o inançtaki kişilerin; dürüstlük,cesaret, çalışkanlık, yararlılık gibi,hikmetli,bilinçli,erdemli davranışlarına bağlıdır. İnsanlar genelde; inancına mı, doğaya mı, toplumsal çevre, kamu yararı veya kişisel çıkarına göre mi, davranacağı konusunda; ikilem,çelişki yaşar ve kararsız, tutarsız, dengesiz, ilkesiz davranışlar sergileyebilir. Bunun nedeni, ya seçilen inancın günlük hayattan kopuk oluşu veya o inancın temsilcisi durumundaki din adamlarının, inancı, kasten yanlış veya çıkarına yorumlamasıdır. Gereğince davranmayanlar, başarısız olur, ümitsizliğe kapılır ve zarar görür. Ancak kendine, aklı ve ilmi rehber edinenler, bilinçli şekilde, emin adımlarla çizdikleri hedefe yürürler. Hayat, sanıldığından çok daha zor ve acımasızdır. Son pişmanlık fayda vermez ve düşenin de genelde dostu, elinden tutanı olmaz. İnsanın yaşamını onurla sürdürebilmesi, hastalık, soğuk, doğal afet gibi hayatın zorluklarıyla mücadele ederken, umudunu yitirmemesi için; ulusal ve ilahi değerlere sığınması gerekir.
Orman nasıl, binlerce ayrı ağacın bir araya gelmesiyle, bina yüzlerce tuğlanın bir plana göre düzenli dizilişinden oluşmuşsa, millet ve devlette; bir ortak kültürü paylaşan, milyonlarca bireyin; daha iyi yaşama amacı, sorumluluk bilinci, cesur ve fedakarca katılımıyla kurulmuştur. Devletin güçlü ve kalıcı olması, halkın gelenek ve göreneklerine, kabul gören, uygulanabilir, adaleti sağlayıcı töre ve yasalarına, kişilerin keyfi kararlarına değil, kalıcı kamu kurumlarına bağlıdır. Yeni gelen yöneticilerin, aklına estiği gibi davranamadığı, başına buyruk olamadığı, sağlıklı işleyen,bir siyasi ve ekonomik sistemin şartı; halkın temsil edilip, son sözünü söylediği, devleti ayakta tutup,kalıcı,güçlü yapacak; kurultay,aksakallar meclisidir. İktidarı ve grup çıkarlarını korumaktan önce,devletine, yurduna,milletin özgürlüğüne,şerefine sahip çıkacak, halkı baskıdan, saldırıdan, kötülükten koruyacak, disiplinli, eğitimli, kendi tasarlayıp,kendi yurdunda,kendi insanının,yerli ve milli olarak ürettiği,kendi ulusal silahını kullanan, idealist,ulusalcı, vatansever,güçlü bir ordu, ikinci şarttır. Ve en önemlisi, cehalet ve yoksulluk gibi, bir toplumsal hastalığa yakalanmamış, yenilik, değişim,ilerleme ve gelişmeye açık, bilgili, kültürlü, bilinçli, birlik ve beraberlik içinde, toplumsal kurallara uygun yaşayan,çalışıp,ekonomik değer üreten; çoğu inançlı, paylaşmacı, vatansever,ulusalcı, bir halkın varlığına bağlıdır. Halkı,bir ulusal amaç etrafında birleştirip,Millet yapan;Aydınlar! Millete,ulusal bilinçle Devlet kurduranlar ise, Ulusal Kahramanlardır! Devleti güçlü,Milleti mutlu yapan,İnsanlara Devletini sahiplendiren, kamu kurumlarına can veren ise Adalettir. Kuralsız Birlik,Adaletsiz Devlet,Yaşamaz. Hak,Hukuk,Adalet;insan için ekmek,su ve binadaki Harç gibidir!
Bir ulusun, milli değer ve dini duyguları canlı tutarak, değişen şartlara göre yeniden yorumlayıp, halkın sahiplenmesini sağlayacak; ulusalcı aydınları, sanatçıları, din ve devlet adamları, öğretmenleri, milli okulları yoksa; o halk cahillik, bağnazlık, yobazlık, şekilcilik, yabancı hayranlığı, taklitçilik, yoksulluk, güvensizlik, umutsuzluk batağına sürüklenir. Halk sağlıklı düşünüp, kendisini bu aşağılayıcı duruma itenlerden hesap soracak, ulusalcı bir eğitim seferberliği ile silkinip, bu güvensizlik, eziklik, uşaklık duygusunu üzerinden atacak yerde birbiriyle uğraşıp durur. Akıl edip, düşünüp, kendileri için doğru olanı seçmedikleri, düşmana karşı yürekleri bir çarpmadığı için; ülkeleri geri kalmışlıktan, toplumları yoksulluktan, huzursuzluktan asla kurutulamaz. Toplumsal sorunlara; zamanında, gereğince ve bilerek çözüm üretilmediği için ülkede yaşamak, bir yerden bir yere gitmek bile sorun olur. İnsanlar yeni bir sorunla karşılaşmamak için birbiriyle görüşmeyi, en az indirip, içine kapanır.
İnsan kalbi çiğ ettir. İnsanın kalbini besleyen; Tanrı inancı ve ulus sevgisi, kalpten ayrılınca; kalp kararır, bozulur ve çürür. Bu nedenle ölmeden ölmemek için; Tanrının varlığı, birliği ve tek yaratıcılığına olan inancınız ile yurt, ulus ve doğa sevgisini yüreğinizden eksik etmeyin, hep orada yaşasınlar. Yüreğinizi kollayın, gönlünüzü dolduran inanç ve sevgi azalmasın, yok olup gitmesin. Bilgisiz, düşüncesiz, akılsız,öngörüsüz,tedbirsiz davranırsanız; düşmanlarınız sizin atınızı, davarınızı, çadırınızı, yaylanızı elinizden alabilir. Fakat ne kadar kötü ve güçlü olursa olsun, asla sizin gönlünüzdeki Tanrı inancı ve ulusunuza olan sevginize zarar veremez. İnsan, çevresinde gördüğü iyi, güzel ve doğru olan her şeyi sevebilir. Gönlümüzde yüzlerce sevgiye yer vardır. Ama bir kişiye bile duyulan kıskançlık, kin, nefret, gönlümüzü daraltır, bunaltır, huzursuz eder. Vicdanını öldürüp,İnsanlığını yitirip, şeytanı ilah,evliya edinerek,esfeli safilinliği seçenler; korunmasız, zayıf kişilere, topluma zarar verdikçe, iyileri üzdükçe, sevinip mutlu olur!
Ben, sevgi ile anılırsam ölmem. Gönüllerde yaşamayı sürdürürüm. Siz, dürüst, cesur oldukça ve Türk Devletine bağlı kaldıkça, Türk ulusuna hizmet etmekten, onur duydukça; Turan Yurdu ıssız kalmaz. Düşman Türk Yurtlarına saldırıp, Türk Alperenlerini, Balalarını öldüremez. Eli öpülesi, Nur Yüzlü Türk Analarının da, ağlamaktan yürekleri yırtılmaz.
Çocuklarım, değerli Türk Gençleri; Ulu Atamın babama, onunda bana verdiği öğütleri düşünüp tutasınız diye size aktarıyorum. Akıl; en iyi rehber ve bilgedir. Sanat ise en değerli hazinedir. Sizlerin aklını kullanarak, okuyup bir meslek edinmesi, çalışıp bir iş edinmesi, yaptığı işe, ürettiği mala, el emeği ve gücü ile beraber, aklından, gönlünden, hayalinden de bir şeyler katması; sizi başarıya, huzura ve mutluluğa ulaştırır. Dalga dalga yayılacak, bu mutluluk, kendiyle barışık, özgüvenli ve geleceğe umutla bakan, dünyada kendilerinden başka 71 millet ve 100 e yakın devlet bulunduğunu ve yeryüzünü, yarış, sınav yeri olduğunu unutmayan bilinçli bir toplum yaratacak. Ne komşularını ezecek ne de kendilerini kullandırmayacak. İnsanlar,Bu Dünya Köprüsünden; hep “gülüp geçeyim” derler, ama ibret, ders almadıkları, öğüt dinlemedikleri için; ağlayıp üzülerek, hatta sürünerek, kayıp ve yanlışları için pişmanlık çekerek,ucuz bir hayat yaşayarak, geçerler.
BİLGE VE ALP TÜRKLERİN; OLUMLU TUTUM, DAVRANIŞ VE ÖZELLİKLERİ
1- Doğru, dürüst, yalan söylemeyen, yalakalık, yağcılık yapmayan.
2- Toplumsal kurallara uygun davranan, suç işlemeyen.
3- Yakın arkadaş olarak kendine; müziği, kitabı, denizi, gölü, akarsuyu, dağı, ormanı, atı, kedi, köpek gibi hayvanları seçen. Midenin açlığını nasıl yemek giderirse, gayret gösterip, beynin, gönlünün açlığını, huzursuzluğunu, sıkıntısını; kitap okuyarak, kırda yürüyerek geçiren.
4- Hayatta yalnızca kendine güvenen. Hayatı olduğu gibi kabul eden. İnsanlara anlayışlı, sabırlı, saygılı davranan. Kötülerden uzak duran.
5- Yetenek ve becerisine uygun, bildiği, anladığı, topluma yararlı, severek yapabileceği bir meslek seçen. İşini, görevini;yerinde, zamanında ve gereğince yapan.
6- Geleceği düşünerek tutumlu davranıp, gelirinin yarısını, hiç olmazsa üçte birini mutlaka biriktiren. Çünkü işten değil, dişten artarmış. Kendi zarar görmeyecek şekilde, gelirinin ihtiyaç fazlasıyla, ihtiyaç sahiplerine,iyilik yapan,yardımcı olan.
7- Görevini, sorumluluk ve haklarını iyi bilen. İhmal etmeyen, kötüye kullanmayan ve koruyan. Haklının, doğrunun, yanında yer alan. Zulme karşı çıkan, zalime boyun eğmeyen, kula kulluk etmeyen.
8- Prensip edinip; borç almayan, borç vermeyen, kefil, aracı ve yalancı şahit olmayan. Nasıl olsa birgün,bu aklını kullanmayan,düşüncesiz insanlar; sözünü tutmayıp,sizi huzursuz edip, üzüp, uzaklaşacak. Öngörülü davranıp,baştan;Hayır,Olmaz,Yok deyip;hem böyle bir insanın, arkadaşlığından kurtulup, hemde huzurunuzu,paranızı kaybetmemiş olursunuz.
9- Tütün, esrar, haşhaş gibi uyuşturucu, alkollü içki, kumar ve fuhuş gibi,bir kötü alışkanlık, zararlı bağımlılık edinmeyen.
10- Yenilik, değişim ve gelişmeye açık olan.
11- Boş işle uğraşmayan. Dedikodu yapmayan. İnsanın başına çoğu kötülük, dilinden, düşünmeden söylenen sözden gelir. Az, öz konuşarak, çok dinleyen. İnat, ısrarcı, dayatmacı, inkarcı,tartışmacı,kavgacı olmayan. Ya konuşup başkalarına, yararlı bir öğüt veren, yada susup dinleyerek, bilmediği yeni faydalı bilgiler öğrenen.
12- Sağlıklı olabilmek için: günde 6-8 saat uyuyan. Hergün aynı saatlerde yatıp kalkan. Dengeli, düzenli, yeterli beslenen. Hergün düzenli şekilde yürüyüp, koşup, spor yapan.
13- İyi tanıyıp, bilmediği kişinin ve doğruluğuna tam inanmadığı sözün ardına düşmeyen.
14- Bir şeyin azı yarar, ortası karar, çoğunun zarar olduğunu görüp orta yolu seçen. Aşırılıktan kaçınan, haddini bilen.
UNUTMAYIN ! TÜRK’ÜN, TÜRK’TEN BAŞKA DOSTU YOKTUR!
*ALPER TUNGA:** TARİHÇİLER; YAŞADIĞI DÖNEM İÇİN FARKLI GÖRÜŞTELER.VARLIĞI KESİN; İRAN,KÜRT,SÜRYANİ,ARAP,YAHUDİ,YUNAN KAYNAKLARINDA,GEÇİYOR! İ.Ö: 2500, İÖ 726 VE İÖ 653-625. *TORUNU;TOMRİS HATUN-HÜRÜ APA:İÖ 552**
AI Website Creator