BİLGE KAĞAN’IN TÜRK ULUSUNA SESLENİŞİ
Türk Milletinin, Türk Devletinin, adı, sanı yok olmasın diye, bana güvenen, alp ve bilge kişilerle birlikte çalışarak; zayıf devleti güçlü, aç milleti tok kıldık. Yoksul ulusu zengin, Tutsak ulusu efendi kıldık. Bunca yere Türk adını, Türk namını ulaştırdık.
Beyleri doğru olunca, halkın çoğunluğu da doğru olur. Bilgisiz, kötü kağanlar gelip tahta oturmuş. Bunların buyruk beyleri de kötü ve bilgisizmiş. Bu durumdan da düşmanlarımız yararlanmış; kardeşi kardeşe, ulusu birbirine düşürüp içsavaş çıkarmış. Bu tuzağa düşen, Türk Ulusu; İl tutup,kurduğu Devleti, Vatan bildiği toprağı kaybetmiş. Oğulları köle, kızları cariye olmuş. Türk adını,Anadilini bırakıp,cavır dilini öğrenip,konuşmaya, yabancı adlar almaya başlamış. Düşmana boyun eğmişler, bozkırları, yaylaları, işlerini, güçlerini, yabancılara kaptırarak, düşmanlarına hizmet eder olmuşlar. Düşmanlar, Türk ulusunu yok edeyim, soyunu, sopunu kurutayım diye; gece uyumadan, gündüz dinlenmeden uğraşıyormuş. Türk ulusu yok olmaya gidiyormuş. Ancak Ulu Tanrı; Türke acımış; Türk ulusu, acunda yok olmasın, millet olarak kalsın istemiş. Tanrı akıl ve güç verdiği için işsiz, öndersiz kalmış, töresini yitirmiş ulusu; atalarım Türk töresince yeniden düzenlemiş. Öyleki bir gün yine, kötü kişi gelip, fitneyle birliğini bozmasın. Silahlı düşman, zorla, hileyle, yurdunu işgal edip, onu dağıtmasın diye!
Ulusal kültürden, Türk Töresinden,milli kimlikten, bilinçten yoksun kişi, aile ve uluslar ile bunların kurduğu devletler, hükümetler; karşılaştıkları siyasi ve ekonomik krizlerle, mücadele gücünü, gerekli özgüven ve cesareti, kendilerinde bulamaz. Ardında halk desteği olmayan yöneticiler ve ordular, düşmana karşı koyamayarak dağılır ve halk; güçlü, galip kültürlerin, egemenliği altına girer. Ulusal Devlet yıkılınca;Millet esir, ülke sömürge olur. Ekonomik ve siyasi istikrarla, askeri gücün oluşturulup korunması;Halkın çok çalışıp, çok mal üretip, bunları kazançlı satışıyla sağlanır. Türk Devleti güçlü olursa,komşu devletler; bizimle iyi geçinmek, siyasi, kültürel, ticari ilişkiler kurmak ister. Üstünlüğümüzü koruduğumuz sürece saygı gösterir. Türk Halkıda,barış,huzur,güvenlik içinde yaşar.
Türk devletleri siyasi, kültürel, ekonomik alanda, idari ve askeri teşkilatında; Türk töresi, gelenekleri, Türk dili ve Türk’ün hayat anlayışını esas almalıdır. Bu yapılmazsa devletin ömrü kısa, dolayısıyla ülkede sağlanan güvenlik ve huzur ortamı da geçici olur. Güçsüz yönetimler, köksüz ağaç gibi sert bir rüzğara hemen boyun eğer. Ulusun değerini bireyler, bireyin erdemini; kişiliği, düşüncesi, cesareti, davranışı, devletin büyüklüğünü ise yönetenlerin dürüstlüğü, amacı, halkın inancı ve çalışkanlığı belirler.
Bozkurt, Türkler için özgürlük ve bağımsızlık sembolüdür. Türk yaylada, bozkırda yolunu şaşırıp kaybolduğunda, kendini yalnız hissettiğinde, mutlaka bir bozkurt, bir kartal gelip ona yoldaş olacak, bir izci, rehber gibi, gideceği yere kadar, ona yol gösterecektir.
Atam; akılsız yöneticilerin yanlışı, iktidar kavgası, geleceği doğru öngöremeyişi nedeniyle yıkılan, Büyük Saka ve Büyük Hun- Kun Devletinden sonra, Turan Bozkırının dört bir yanına dağılan, ezilen; Oğuz,Halaç, Kanglı, Karluk, Kıpçak, Kimek,Kırgız,Tatar ve Uygur gibi Türk boylarını, bir araya getirdi. Acı doyurdu, yalınayağı, çıplağı giyirdi. Gönüllerde küllenip, sönmeye yüz tutan;özgür,bağımsız olma, devlet kurma, üstünlük kazanma, egemenliği sürdürme, acuna buyruk olma idealini, yeniden alevlendirdi. Göktürk Devleti’nin kurulmasıyla; Türklük Bilincini, tekrar kazanan insanlarımız, bozkırlarda yeniden birer bozkurt oldular. Şunu asla unutmayalım ki bizi özgürlüğe, büyük devlet olmaya götüren güç; Türkün Anadili, Türklük Töresi, Türk Kültürü, bağımsız,özgür.egemen yaşama ideali, ulusal hedefi ve Ulu Tanrının;Şerefli Kulu Olma Yarışıdır.
Öndersiz, örgütsüz, kültürsüz bir halk; ulus olamayacağı gibi, yurtsuz, halksız, töresiz, ilkesiz, hedefsiz bir devlette olamaz. Önderin halka gösterdiği hedef: süte, kıvamı gelince konulan peynir mayası gibidir. Çadırı, devesi, atı, eşeği, davarı, yayılacak yurdu, obası olmayan, doğanın yasalarını bilip, ona uymayan insan; nasıl göçebelik yapamazsa, günlük hayatla uyumlu,ulusal kültürü, yaşayan bir Anadili, töresi, inancı, önderi, amacı, birlikteliği olmayan halkta, devlet kuramaz. Bir avuç fedakar idealistin gayretiyle; kurulan devletlerde; ardında ulusal bilinçli, yönetime sahip çıkıp; iyi,doğru,güzel işlere destek, olası yanlışa, adaletsizliğe, engel olacak; cesur, ileri görüşlü ve fedakar bir halk olmazsa, uzun süre ayakta kalamaz. O önderin ölümüyle birlikte yıkılıp gider. Türkün, Türk devletini devam ettirebilmesi için; Türk halkının çoğunluğunun, Türklük değerlerine sahip çıkıp, buna uygun yaşaması, Türkçe konuşması, müzik olarak Türkü dinlemesi, kara günlerde birbirine destek olması gerekir. Tüm diğer milletlerde olduğu gibi, Türkün Töresi,Bilinci,Anadili ve Türk Alfabesi;Allahın,Türk Milletine;Hediyesi ve Emanetidir. Türkçe;Türk ulusunun namusudur. Anadilini de yurdu, vatanı, canı gibi kutsal bilip, koruması gerekir.
*** ATAMIZ BİLGE KAĞAN ÖĞÜDÜNÜN, GÜNÜMÜZ DUYGUSAL YORUMU
Gerçek Tarih; Tarihin yaşandığı Yurtlarda, Tarihi yapanların idealist, bilinçli Torunlarınca yazılır, belgelenir. Türk Birliğini tekrar kurmak için Türk Tarihini yeniden yazmalıyız.
Türk Ulusu, bilgili, kültürlü, bilinçli, cesur, dürüst,öngörülü,başarılı,idealist Türk Gençlerini; öncü, önder, lider seçer ve onun sözüne değer verirse; onunla birlikte Türk toplumunu da yüceltmiş olur. Türk ulusu ne zaman, Tomris Hatun, Oğuz Kağan, Alper Tunga, Mete Han gibi büyük insanları, önder seçmiş; bunların kişilikleriyle hayata bakışını, kültürünü özdeşleştirmişse; Türkler, büyük imparatorluklar kurmuş, yedi düvele, dört iklime hükmetmiş; başlıya baş eğdirmiş, dizliye diz çöktürmüştür. Ancak ne zaman Türk töresi terk edilmiş, düşmana özenilmiş, başımıza kötüler seçilmişse; Turan ufkunu kara bulutlar sarmış, söz ayağa düşüp, başla ayak karışmış; birlik, beraberlik, dirlik, düzen, el,bel,dil bozulmuş, devlet dağılmış; erkeklerimiz Türkün düşmanlarına uşak, kızlarımız hizmetçi olmuştur!
Bilge, alp kişileri; Türk’e önder seçtiğinizde; Türk Bayrağının dalgalanıp gölge etmediği, Obaların göçedip yaylamadığı, Bozkurt’un ünlemediği, Türkün uçan gök atlarının çiğnemediği, Türk yaylarının çekilip oklarının ötmediği, Türkün kılıcının yetmediği yer kalmamıştır. Türk insanının, birey ve aile olarak; güvenlik,bolluk içinde, rahat bir hayat sürmesi, ocağında bacanın tütmesi; Türkün huzurlu ve gelecekten umutlu olmasına yetmez. Türklerin mutlu olması için; atayurdunda,Anavatanında,özgür, tam bağımsız, evinde, işinde egemen, mecliste saygın, onurlu ve ülkesinin kaderinde söz sahibi olması gerekir. Dağlarda bozkurtlar ünlemiyor, bozkırlarda çobanlar susmuş, bozlak, barak havası, cır, mugam, hoyrat, yanık sesle yakım-ağıt türküleri söylenmiyor. Turkuaz renkli göklerde Ayyıldızlı gökbayrak süzülmüyor. Bir de evinin önündeki meydanda yabancı bir bayrak dalgalanıyorsa; Türk nasıl mutlu olsun? Nasıl rahat uyusun? Elin bayrağı, gözüne zulmün mızrağı, başını koyduğu yastık pıtırak dikeni, döşek ise kış gününün bir buzlu kayası olur. Bir Türk için,Bu İmtihan Dünyasında, en Kutlu Değer; Tek Tanrı İnancı, Devletin Türk Adı ve Turkuaz Gökte Dalgalanan, özgürlük simgesi, Türk Bayrağıdır.
Yetenekli, becerikli, ileri görüşlü, çalışkan, başarılı, erdemli, dürüst, cesur insanlara değer verin. Hayalini kurduğumuz, düşünü gördüğümüz, kavuşma umuduyla bile mutlu olduğumuz, Türkün buyruk olduğu eski günlerine, bizi tekrar ulaştıracak; Türklüğe hizmet etmekten onur duyan, Alperen ve Bilge kişilerdir.
Toplumları ayakta tutan, insanlara, hayatın zorluklarıyla mücadele etme ve var olma gücü veren; acı tatlı hatıralar ile Tanrı inancı ve güzel bir gelecek umududur. Biz, zorluklar karşısında birlik olunca, Tanrı; Türkü korumuş, onun gönlüne sabır, cesaret, mücadele azmi, umut vermiş, iyiliğe yönlendirmesi içinde dürüst bir önder seçtirerek, onunla Türkü yüceltmiştir. Ulu Tanrı, Atalarımızı; onlarca yıl, Tanrı Dağlarının Ergenekon vadisinde, Saymalı Taşta, düşmanların kötülüğünden gizlemiş, zulmü dünyada egemen kılmak isteyen halkları, ayaz gibi eserek, sel gibi coşarak, cezalandırsın diye, Tanrı; ulusumuza Türk adını vermiştir.
İyi araştırın, adaylar arasından; ulusal duyguya sahip,vatansever,idealist, dürüst, geleceği doğru, gerçekçi öngören, cesur,örnek davranışlı,başarılı bir kişiyi, başınıza önder seçin. İnsanları, ayrı ırk, anadil ve renkte yaratan, farklı inançları seçmesine izin veren Tanrı’dır. Biz istersek inancımızı değiştirebiliriz. Ama ırkımızı ve hangi ulustan olduğumuzu gösteren; ten rengi,yüz şekli ile Etnik GEN-DNA’mızı, değiştiremeyiz. Bir yabancı ulusun dilini, dinini alsak, yine bizi kendi ırklarına kabul edip benimsemezler, bir gün mutlaka dışlarlar. İşte, şehre, Çine özenip, Çine giden, Çinlilerle evlenen, onlar gibi giyinip, Çinli adı alanlara bakın; içlerinde hiç, bir şehrin beyi, zengini, Çin’e önder seçileni var mı? Onlar Çin’e giderken Türklüklerini, Türkistan’da bırakmışlardı. Yoksa akıllarını, hünerlerini, çalışma güçlerini de mi, Turan yurdunda unuttular! Onun için mi Çin de efendi olamıyorlar?
Ulusun birliğini, geleceğinizi ilgilendiren konudaki kararlarınızı, kurultayda enine boyuna, inceleyip,görüşerek alın. Birinizin göremediği doğruyu, bir diğeriniz görebilir. Birinizin yapamadığı bir kamu hizmetini bir diğeriniz yapabilir. Birinizin yenemediği düşmanı bir diğeriniz yenebilir. Akıl, akıldan üstündür. El yumruğu yemeyen kendini güçlü sanır. Kararsızsanız, gerçeği, doğruyu, tam öngöremiyorsanız, çoğunluğa katılın.
Bireyler ile aileler, bir araya gelip; oba, oymak,tire,cüz, uruk, boy, el, halk olur. Bilge, alp bir bey; bunları bir amaç, hedef, ideal etrafında, bir bayrak altında toplayıp, budun, ulus,il yaparsa; devletleşip acuna buyruk olurlar. Aksi olurda devlet kötü bir yöneticinin eline düşüp sahipsiz kalırsa; kötü çobanın köpeği kaçırtıp, sürüyü dağıtıp, koyunları hastalandırıp, kurda, uğursuza kaptırması gibi, halkı yoksullaştırıp, cahilleştirip, birlik beraberliği, dirlik ve düzeni bozar, devletin parçalanıp yıkılmasına neden olur. Çünkü asıl güç ordu değil, Halktır. Tarih boyunca, Türk devletlerini koruyamayıp, yanlışlarıyla yıkımına neden olan,devlet bilinci olmayan halkı, felakete sürükleyen, hain bey ve aklını kullanmayan ordudur. Ancak, ateş bacayı sarıp, ordunun başarısızlığını ve vatanın işgalini,apaçık gören Halk; titreyip kendine gelmiş, duruma el koyup, düşmanı, Ata Yurdundan,sayısız kez kovmuştur!
Devleti yönetenler arasında, birlik olmazsa; araya kıskançlık, geçimsizlik girip, ülkenin dirlik, düzeni bozulur ve devlet dağılır. Önder ile onun seçtiği yöneticilerin; yaşantıları düzgün, davranışları tutarlı, dürüst,cesur ve öngörülü olması gerekir. Ülkede güvenlik, huzur ve refah; dürüst yöneticilerin oluşturduğu; adaletli bir yargı düzeni, sağlıklı işleyen ekonomik sistem ve en önemlisi de günlük hayattan kopuk olmayan, ulusal bir eğitim seferberliği ile sağlanır. Yöneticilerin, bir ülkenin kendilerine kötülük yapmasından korkup, başka bir ülkenin himayesini istemesi, doğru değildir. Gençlerin,cesareti, onuru, umudu kırılır. Yöneticilerine, ailesine olan güveni ve saygıyı, daha kötüsü; kendine olan özgüveni, yaşama sevincini,iyi gelecek umudunu ve öz saygıyı yitirir. Silik, ürkek,kararsız, tembel, başarısız, mutsuz biri olur; cesaret, tasarım ve yaratıcılık duyguları körlenir. Tüm komşu devletlerle düşman olmakta yanlıştır. Bize hangisi, nerede, ne zaman, ne kötülük yapacak diye düşünmekten, günlük işlerimizi bile, doğru dürüst yapamaz hale geliriz. En doğrusu, bize dostça davrananlarla dost olup görüşmek. Düşmanlık edenlede düşman olup, yarınların ne getireceği önceden tam bilinemediğinden, biz güçlüyken düşmana savaş açıp, onu bize bir daha düşmanlık yapamayacak hale sokmaktır. Ancak tüm ulusu, hatta gelecek nesilleri ilgilendiren böylesi önemli kararları, birkaç kişinin takdirine bırakmamak gerekir. Önemli olayları, ulusu ilgilendiren konuları, dünü, bugünü, yarınıyla, kurultayda görüşelim. Kendimizce alınan kararı, gereğince uygulayacak bir önder seçip, yüreğimizi; amacımıza ulaşıncaya dek, önümüze çıkacak engelleri aşmaya yetecek kadar; disiplin, umut, sabır, fedakarlık ve cesaretle dolduralım. Seçtiğimiz önderle, bir akıl, bir yumruk, çarpan tek yürek olup, ya biz düşmanı yenesiye, yada bizi düşman yok edesiye savaşalım. Ulusal amaç için; sorumluluk üstlenip,Ölüm göze alınmadıkça, fedakarlık yapılmadıkça, savaş kazanılmaz. Savaş, spor veya eğlence değildir. Savaş, devleti yıkmak,vatandaşa zarar vermek isteyen hainle, namertle, kötüyle, saldırgan düşmanla ve zafer elde ederek,barış ve güvenlik içinde yaşamak için yapılır. Savaşın hile olduğunu, güç ve kuvvetten daha etkili silah olan; akıl, bilgi, teknik ve eğitimin; disiplin, ilke ve kural gerektirdiğini unutmayalım. Komşu ülkelerle olan sorunları barış içinde, karşılıklı iyi niyet, anlayış, sabır, dürüstlük, taviz ve uzlaşı ile çözmeye çalışalım. Değmeyecek konular için birbirimize saldırmayalım. Anlaşma ve barış yapmak korkaklık değildir. Aklın bir yoludur. Düşmandan korkmak; bize acınacak, zavallı bir duruma düşürür. Onurumuzu, efendiliğimizi alıp götürür. Düşmanı küçük görmek, basite almak, önemsememekte yanlıştır. Olaylara gerçekçi bakan, akılla değerlendiren, önlem alan yanılmaz, sonuçta kazançlı çıkar.
Biz ulus olarak genelde yenilgileri, acı günleri, felaketleri unutma, hatta yok sayma eğilimindeyiz. Dolayısıyla tarihten;öğüt, ders, ibret almayız ve benzer hatalara, aralıklarla hep düşeriz. Yüzümüze güleni dost sanır, pohpoha, tava çabuk geliriz. Bizi iyi tanıyan düşmanlar, her defasında aynı oyunu oynar, bizde ahmak gibi düşeriz. Düşman içimize nifak sokar, sivilceleri kaşıyıp çıbana dönüştürür. Fitne ile bizi birbirimize düşürür, doğu, batı, kuzey, güney diye bölünüp, parçalanıp dağılmamızı bekler. Bir grubu destekleyip, diğeriyle savaştırarak zayıflatır ve bizim aklımızın başımıza gelmesine fırsat vermeden, ölümcül darbeyi vurmuş olur. Tarihi inceleyin! Türkler; idealsiz kişilerce kötü komuta edilip, hainlik veya beceriksizce yönetildiği savaşlar dışında, cephelerde yenilmemiştir.
Bozkır, hilal taktiği uygulayan, soyu sopu Türk komutanların yönettiği, bir Türk ordusunu yenmiş; tarihte bir devlet, düşman komutanı yoktur. İyi önderlerle Türkler, hep en önde ve asrına önder olmuşlardır.
Şurasını unutmayalım ki, insanların dostu olur, insanın mutlu ve huzurlu olması için de bir değil birçok dostunun bulunması gerekir. Bu nedenle bırakalım iki ülke halkı, insan olarak birbiriyle serbestçe görüşüp dost olsun. Sınırları kapatıp içimize kapanmayalım. Barışı, iki ülke halkının serbestçe görüşüp, kültürel, ticari alışverişi, kişisel dostlukları sağlayıp geliştirsin.
Hükümetin, Eğitimin ve Aydınların birinci görevi; DİLDE, FİKİRDE, GÖNÜLDE, AMAÇDA, İDEALDE, TÖREDE, KÜLTÜRDE, İŞDE BİRLİK olmalı. Yoksa Dilde, Düşüncede, Eylemde Türkcülük sağlanamaz. Birlik olmadan; Halk diri, mutlu, Devlet ise iri ve güçlü olamaz.
Büyük devletlerin, kökü geçmişte olan, yüzyıla kadar geleceğe yönelik, ulusal hedefleri vardır. Devletleri genelde ulusal hak ve çıkarları yönlendirir. Hiçbir devlet komşu devletin güçlü, halkının mutlu, huzurlu olmasını istemez. Tarihi okur, incelerseniz böyle olduğunu görürsünüz. Komşu devletlerle savaşıp durmayalım, ama Türkten başka devletlerle olan barışı, dostluğu, ilişkiyi aşırılığa götürmeyelim. Bir devletle dostluk genelde; o devletin himayesine girme, ticareti o devletle yapma, onlardan borç para alma, askeri usullerini orduda uygulama gibi yanlış davranışlara ve o ülkeye bağımlılığa kadar götürmektedir. Halkın bilinçsiz olanları da yöneticilerin yanlışlarına katılıp, yabancılarla evlenmekte, bu evlilikten doğan çocuk, mutsuz olmaktadır. Özellikle gençler, yabancıların farklı yaşantısına özenip, onların örf ve adetlerini almakta; kendine özgü töre ve güzelliklerini terk edip, taklitçi maymunlara dönmektedir. Çocuklarımız, yabancı kültür güneşinin aşırı sıcaklığından, yaz günü susuz kalmış bitkiler gibi, aşırı derecede olumsuz etkilenmekte. Yöneticiler ise kendi kişisel çıkarları peşinde, zevk ve sefada olduklarından, gençlere; can suyu gibi gelecek ulusal ve dini duygu verme görevini savsaklamaktadır. Sonuçta insanları bir araya getirip, birleştirip millet yapan, temel unsur: kutsal din, anadil, kültür, töre, örf, adet ve geleneklerdir. Birlikte sevinip, birlikte ağlamamızı sağlayan; türküler, destanlar, halk oyunları; hor görülüp unutulmaya, yok olmaya terk edildiğinden ve dolayısıyla halkı; ulus yapan, Türklük bilinci zayıfladığından; çözülme başladı. Türk ulusu; millet olma duygusunu kaybederek; boylara, obalara, ailelere ve hatta tek tek bireylere dönüştürüldü. İnsanlar;“Benden sonrası tufan, Beni sokmayan yılan,bin yaşasın, Köprüyü geçinceye kadar,ayıya dayı de, Kabını,su akarken doldur, Gelen beyim,giden beyim, Bal yiyen,parmağını yalar, Üzümünü ye bağını sorma, Anamdan, kardeşimden bana ne!” demeye başlar. Devleti kuran, ayakta tutan, yaşam dayanağı olan; ulus sevgisi, töre ve hedef edinilen amaç gibi değerler, beslenmeyip kurutulduğundan; ulusal kimlik ile halk arasındaki iletişimi sağlayan;bilinç bağı kesildiğinden, halk bencilleşip birbirine düşer. Devlet sahipsiz, korumasız kalır. Gücü yeten zayıfı ezmeye, her şeyi hakkı olarak görüp, sahiplenmeye çalışır. Kısaca söylemek gerekirse, devleti kuran, ayakta tutan, yaşatan; ordu, vergi geliri, mahkemeler, ceza evleri, yasalar değil; dini inanç, milli gelenek ve göreneklere sahip, ulus bilinci taşıyan, ulusal kültürünü yaşayıp yaşatan halktır. Halkın gözünde; tarihi hatıralar,manevi ve milli değerler, ulusal kültür, önem ve özelliğini yitirirse; Türk devletinin ve Türk ulusunun, talihi kötüye dönmeye başlar. Yıpranma, bozulma, bütün yurdu hızla sarar. Halk, yoksullaşıp cahilleşir; görgüsüzlük, kıskançlık, geçimsizlik, insanları etkisi altına alır. Kimse hakkına razı olmaz. Görevini zamanında ve gereğince yapmaz. Kumara, içkiye, tembelliğe yönelir. Gözü devleti, vatanı değil, evini, ailesini bile görmez olur. Eşler birbiriyle, kardeş kardeşle, komşu komşuyla, kaynana gelini, baba çocuğuyla, kavga eder hale gelir. Yurt yurtluktan çıkar. Bağ, bahçe, ekin, harman, hayvan bakımı aksar. Kimse zor işleri yapmaz olur. Felaketler, alınan yanlış, öngörüsüz tedbirler, birbirini kovalar..!
Bir ulusun, inançla, milli bir amaçla kurduğu, ulusal devleti; bilinçsiz, ufuksuz, yalnızca kendi çevresinin günlük çıkarını düşünen, basit,sözde yöneticilerce; başka bir ülkenin himayesine sokulması, boş işler için borç para alınarak, önlerinde boyun bükülüp, iç işlerimize karışmasına göz yumulması, beylikten vazgeçilip uşaklığa talip olunması; o ulusun çocuklarının, gençlerinin, onurunu, özgüvenini, umudunu yıkar. Halk devletten soğur ve artık kendi devleti olarak görmediğinden sahip çıkmaz. Devlet adamlarına saygısını ve ne acı ki kendine olan, öz güveni de yitirir. Kutsal değerlere inancını, cesaretini, yaşama isteğini, mücadele azmini kaybeder. Bu olumsuz durum; ulusal benliğin ve yurtseverliğin ölmesine, devlet kurma, acuna buyruk olma amacının, sönmesine neden olur. Para, makam, güç, marka, moda ve lüks mal dışında kalan kavramlar, boş ve anlamsız sözcüklere dönüşür. Vatan, ulus, doğruluk, devlet, Türklük gibi sözleri; yine söyleyenler dinler. Hatta,Bilge Tonyukuk, Korkut Ata, Mehmet Fuzuli,Yurus Emre,Pir Sultan Abdal, Nesimi, Namık Kemal, Ziya Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Gazi Osman Paşa gibi idealist kişiler; lüzumsuz, karamsar, paranoyak, zararlı, deli, felaket tellalı görülüp, uzaklaştırılıp susturulmaya çalışılır. Ulusalcı Ozan, Cesur Aydın ve Vicdanlı Yazarlarını dinlemeyen devlet; borçlanıp, sömürgeleşip, geri kalıp, bir iç isyan veya dış saldırıyla yıkılıp gider. Türk tarihi, bunun sayısız acı örnekleriyle doludur. Bizim, tarihten ders alabilmek için zafer günlerini kutlama yerine; KAZAN-1552, VİYANA BOZGUNU-1683, KIRIM-1774, 93 HARBİ FACİASI-1877, BALKAN-1912, SARIKAMIŞ-1914, BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI YIKIMI-1918, AHİSKA-1944, DOĞU TÜRKİSTAN-1949, İNEBAHTI DENİZ FACİASI GİBİ, savaş yenilgilerini, Türk devletlerinin yıkıldığı, halkın çektiği sıkıntı ve katlandığı felaket günlerini anma ve yanlışları düzeltme, kendimize çeki düzen verme kurultayları düzenlememiz gerekir. Yoksa daha çok ağlar, ağıt düzer, yakım yakarız. Aklımızı başımıza toplamaz, devlete; sanki ağıldaki davarımız, devemiz, çadırımızmış gibi sahip çıkmaz, başımıza seçeceğimiz yönetici için; satın alacağımız silah, çizme, at kadar bile özen, itina göstermezsek; daha Türk ordusunun başına,çok çuval geçirilir,konsolosluğu basılıp, personeli esir edilir, gemisi,uçağı, natoca yanlışlıkla vurulur, Mehmetcikler, Polisler;asala, pkk- kck- kaçakçı-ypg-fetö-deaş kurşunuyla boş yere ölür! Kadınlarımız dul, çocuklarımız öksüz kalır. Ölmeyip esareti seçenler, aşağılanır. Yoksul düşüp, dünün düşmanlarına kul, uşak olur. Bu zillete düşmek, aşağılanmaya katlanmak istemiyorsan;
* EY TÜRK ULUSU! TİTRE VE KENDİNE DÖN! Sen, Tanrıya inanır, Türk kimliğini onurla taşır, Türk ulusunu sever, Türk devletine sahip çıkarsan; ÜSTTE MAVİ GÖK ÇÖKMEDİKÇE, ALTTA YAĞIZ YER YARILMADIKÇA, TÜRK ULUSU! SENİN DEVLETİNİ, TÖRENİ, KİM BOZABİLİR? BİLGE KAĞAN*
BİLGE KAĞAN
NOT: Araştırmacı Haluk TARCAN, ÖN-TÜRK UYGARLIĞI (Töre Y. İst-2004) adlı Eserinde: 1-Bilge Kağanın, İÖ 512-494 yılları arasında yaşadığını, Kardeşi ve Ordu Komutanı Gültekin için Orhun Abidesini; İS 684-734 yıllarında değil, İÖ 505’te diktirdiğini ileri sürmektedir.** TÜRİK BİL-GÖKTÜRK DEVLETİ: İÖ 879- İS 402,580,630,744,840. GÖKTÜRK DEVLETİNDE; 6 KEZ HANEDAN DEĞİŞMİŞ. BİLGE KAĞAN ADINI TAŞIYAN, 5 HAN,DEVLETİ YÖNETMİŞ.* GÖKTÜRK DEVLETİ HANEDANLARI: OĞUZ, SAKA, KUTLUK, KIPCAK, BÜYÜK HUN-AKHUN, UYGUR! *BİLGE KAĞAN ABİDESİNİ, ORHUNA DİKTİREN, HAN;İÖ 512’DE YAŞAYANDIR BU ABİDENİN;İS 734 YILINDA DİKİLMİŞ GÖSTERİLME NEDENİ; TÜRKLERİN,İÖ OKUR YAZAR DEĞİL,BARBAR OLDUĞUNU GÖSTERMEK VE BİLGE KAĞANIN, TÜRKLERE GÖNDERİLEN, İSLAM PEYGAMBERİ OLDUĞUNU GİZLEMEKTİR.
2-Kazım Mirşan;Ayrıca,Kazakistanın, Isık Göl kurganında çıkan, Saka-İskit Tiginine ait, Altın işlemeli, İskit elbisesinin ve Orhun- Yenisey Alfabesiyle yazılı, gümüş tabağın, yapılış tarihinin; İÖ 500 değil, İÖ 2500 olduğunu.ileri sürmüştür. Tabak üzerinreki, Göktürk Alfabeli Türkçe Yazıt: “TİGİN, 23’ÜNDE ÖLDÜ, ISKGÖL HALKI,BAŞIN SAĞOLSUN”.
3-Göktürk Devletinin paralarında ve bağımsızlık sembolü Gökbayrakta; Ayyıldız var!
4-Bizanslı bir hatırat yazarı; Göktürkler ve İskitlerin, aynı dili ve alfabeyi kullandığını, eserinde belirtmektedir.
5-TÜRKİYENİN,HAKKARİ-TİRİŞİN YAYLASINDA BULUNAN: ORHUN-YENİSEY, GÖKTÜRK; TAMGA ALFABESİYLE YAZILI; İÖ 7 BİN YILINA TARİHLENEN, ÇİLGİRİ YAZITINDA; PEYGAMSER, OĞUZ KAĞANIN,ÖLÜMÜ, ANLATILMAKTADIR! “UYGARLIKLARIN,İLKÖNCE OLUŞUMUNU SAĞLAYAN, TÖZ; OKLARIN İÇİNDEN ÇIKMIŞ OLAN TÖZDÜR. OKLARIN UYGAR OLMALARINI SAĞLAMIŞ OLAN O; OKLARIN KAĞAN ATASI OLARAK ANILMALIDIR. CENNETTE YER ALABİLMEK,TANRIYA ULAŞMAK DEMEKTİR. TÖZÜMÜZÜN CANI, TANRIYA KAVUŞMUŞTUR.”
6-TÜRKİYE-URFA İLİNDE BULUNAN; GÖBEKLİTEPE MABETLERİ; İÖ 10 BİN YILINA AİT. T ŞEKLİNDEKİ DİKİLİ KAYALARIN ÜZERİNDE; 10 KADAR, LATİN ALFABESİ HARFİ VE HAYVAN FİGÜRLERİ VAR! YİNE,YERDEKİ BİR TAŞIN ÜZERİNE, MANGA OYUNU OYNAMAK İÇİN ÇUKURLAR AÇILMIŞ! BİR YAZARA GÖRE BU YAPILAR,ESERLER;TURUKKU-TURCİ TÜRKLERİNDEN KALMIŞ!
.
AI Website Creator